Abdullah Öcalan’ın Şubat 2013’te verdiği talimatla
kurulan HDP, PKK’nın yedeğine Türk Solu’nun “vatansız”larını eklemledi.
Medya, üniversite, odalar ve sendikalarda uzun
zamandır elde edilmiş mevzileriyle HDP, 2 yıllık sürede Türkiye sol hareketinin
başat aktörü olarak algılanır hale geldi.
AKP’li siyasetçiler, seçilmiş yandaş gazetecilerin
ısmarlama soruları sayesinde boş kaleye nasıl gol atıyorsa, HDP’nin genç,
sevimli eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da görevli gazeteciler eliyle parlatıldı.
Saz çalıp türkü söylemesi, düzeysiz siyasetimize tavernacılık katkısı yaparken kendisine de
“sazcı Selocan” lakabını da getirdi.
Selahattin Demirtaş’ın Amerika’ya defalarca gitmiş
olması “bu nasıl solculuk” diye sorgulanmadı. Amerika’da Ermeni
diasporasıyla görüşmesi sonrasında “Görüşmede Ermeni-Kürt işbirliği imkanları ele
alındı. Ayrıca ilişkilerin geliştirilmesi ve Batı Ermenistan toprakları
(Ermenilerin talep ettikleri Türkiye toprakları) ve Kürdistan ile ulusal ve
demokratik hedefler açısından yararlı bir diyalog fırsatı sundu.” demesi
Türkiye’liliğe gayet uygundu.
HDP’nin Öcalan talimatıyla, Diyarbakır’da
İslam Kongresi düzenlemesi de sorgulanmadı, çünkü başına “demokratik”
koymuşlardı.
Çözüm Sürecinin zirvede olduğu dönemde Fransa’da
öldürülen 3 PKK’lı kadın ustalıkla unutturuldu. Halbuki bu cinayetlerin MİT
eliyle işlendiğine dair çok kuvvetli iddialar, itiraf ses kayıtları ortaya
çıkmıştı. Öcalan’ın 2013 Nevruzunda okunan mektubunda “İslam bayrağı altında
Ortadoğu’da sınırları yeniden çizmek” ifadesine karşı çıkan alevi Sakine
Cansız’ın öldürülmesi, HDP’nin hiç derdi olmadı.
Selahattin
Demirtaş’ın Said-i Nursi’yi “çok
etkileyici”, “mücadelesini örnek alıyoruz” diyerek
sahiplenmesinin arkasından Said-i Nursi paneli düzenlemeleri solculuklarına
halel getirmedi. En kuvvetli itirazın sahibi Hüseyin Aygün "Demirtaş'ın Saidi Nursisi'nin örnek alınacak hiç bir özelliği yoktur. Bu
adam gerici ve yobaz bir kişiliktir. Bu adam aynı zamanda azılı bir Alevi
düşmanıdır. Bu adam, 'Emeviler Ehli Sünnetttir ama Alevilerin Ehli Beyt ve Hz.
Aliyle hiç bir ilgileri yoktur' demiştir. Saidi Nursi'ye göre, Aleviler 'sadece
zındık değil, Rafizi'dirler. Yani 'dinden çıkmış' ve 'sapık' bir topluluktur.
Yani Selahattin Demirtaş'ın 'örnek aldığı' adam, Alevilerin katledilmesinin
'vacip' ve 'sevap' olduğu görüşündedir. 'Alevilerle ittifak' yaptığını söyleyen
Demirtaş, acaba Saidi Nursi'nin Alevilerle ilgili görüşlerine katılıyor mu? ”
diye sordu, ama cevap
vermeye tenezzül edilmedi.
"Solculukla dinsizliği eşit tutan solcu
kafadan bu ülkede bir şey çıkmaz. Zaten ne çektiyse memleket onlardan çekti.
Bir insan hem Allah’a inanır hem de Allah’ına kadar solcu olabilir. Bunu bir
kafalarına yazsalar... Türkiye’yle solun buluşamamasının en büyük nedeni bu
İslam düşmanlığıdır." ithamları da sol çevreleri rahatsız etmedi.
HDP’nin tekke ve zaviyelerin açılmasını cansiperane
savunan şeriatçı milletvekili Altan Tan,
“CHP, verimsiz yerli inektir”
dediği konuşmasına “Selahattin Bey ben inançlı bir Müslümanım ve tek kıblemiz var o da
Kabe’dir dedi, böyle bir laf daha Kemal Kılıçdaroğlu’ndan duyulmadı” diye devam etti. Ama Altan Tan genel kanıya göre Türkiye solunun en
kıymetli adamlarından.
CHP’yi
aşağılamak konusunda Selahattin Demirtaş da Altan Tan’la yarışıyor: “Bu özgücümüze dayanarak
biz, bırakın AKP'yi devirmeyi, Türkiye'de bir demokratik halk iktidarı kurmayı
düşünüyoruz. Biz o kadar iddialıyız. CHP akıllı davransaydı 2015'te bunu
yapabilirdik. Ama anlaşılan, CHP ya seçim sonrası doğru bir çizgiye gelecek ya
da aşılacak. Ana hat, ana muhalefet HDP'dir. 2019 seçimlerinde de tek başına
iktidara yürüyen bir HDP olacaktır.”
Türkiye’de ağzından barış ve demokrasi sözcükleri eksik olmayan
Selahattin Demirtaş Suriye’den talepleri
konusunda daha fütursuz: “Üç Kürt devleti olabilir. İran’da bir Kürt devleti, Irak’ta
bir Kürt devleti, Suriye’de bir Kürt devleti… Tabii bu Suriye’deki Kürt
oluşumu, Lazkiye’yi de içine alırsa Kürtlerin böyle bir sorunu ortadan kalkar.
Denize açılırlar ve Türkiye’ye tam bağımlılık ortadan kalkar.”
Lazkiye’yi alamazsak mecburen Mersin’i, Hatay’ı
isteyeceğiz demenin Kürtçesi herhalde. Lazkiye’de Kürt nüfus olmaması, solcu
Selocan’ın pek umurunda değil. Orası Rojava’nın denize açılması için lazım, o
kadar!
Türkiye’de “sol” adına dikensiz gül bahçesi
sunulan Selahattin Demirtaş, solu da kendi standartlarına göre revize etmeye
girişti.
“Solculuk bu coğrafyada Küba devriminin
hayalleriyle yaşamaktı, tutuculuktu. Simdi nerdeyse bütün Akdeniz ülkelerinde
vahşi kapitalizme karşı yeni bir sol arayış var. Ve bu sol, inkârcı, dayatmacı
değil, var olan üzerine bir şeyler inşa etmeye alternatif çözümler üretmeye
çalışan bir sol.”
Önderi Abdullah Öcalan Marks’ın sınıf
mücadelesini esas almasını vahim bir hata olarak görüyorsa, Selocan da Fidel
Castro’yu ve eski versiyon solcuları
Küba devrimi üzerinden tutucu ilan edebilir tabii ki. Ama niye SSCB
değil, ya da Çin, Arnavutluk falan…. Niye Küba?
En parlak solcumuz sazcı Selocan’ın Küba’yı
hedef almasının sebebi Fidel Castro’nun şu sözleri olmasın.
““ABD ve AB destekli Türkiye’deki olayları
yakından izliyorum. Umarım ve dilerim ki, sizin oradaki PKK öncülüğünde süren
Kürt hareketi, ABD’li Yankee’nin petrol bekçisi olmaz...”
Özellikle HDP’yi barış ve demokrasi öncüsü bir
sol parti gören gençler bu soruyu kendilerine sormalıdır.
Ortadoğu’daki Kürt hareketi ABD’li Yankee’nin
petrol bekçisi midir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder