17 Şubat 2016 akşam saatlerinde Ankara’da bombalı
araçla yapılan terörist saldırıda resmi rakamlara göre 28 canımızı kaybettik,
60’ın üstünde yaralımız var. Onları parçalayan, yakan bomba yüreğimizi dağlıyor.
Ambulanslar bile hareket etmeden ışık hızıyla “yayın
yasağı “ alan AKP iktidarı sayesinde gerçek rakamlara hiç ulaşamama ihtimalimiz
çok yüksek.
Facebook bu saldırı sonrası “Güvenlik Durumu
Kontrolü” uygulamasına geçmiş. Türkiye’nin başkenti Ankara’da patlama başlığı altında
“güvende olduğunu bildir” butonu koymuş. Bu butona basan arkadaşlarım
“güvendeyim” demişler.
Hayır!
Ben, ailem, dostlarım, bu yazıyı okuyan sizler, güvende
değiliz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde, Devlet
mahallesinin göbeğinde, Meclis’e, Başbakanlığa 300-500 metre mesafede
askerlerimiz, askeri kurum personelimizin onlarcası katlediliyorsa,
“güvendeyim” diyemeyiz.
AKP döneminde “yurtta barış, dünyada barış
“düsturuyla hareket eden tecrübeli diplomatlar, statükocu monşerler denilerek,
aşağılanarak dışlandı.
Pro-aktif İhvan anlayışının dış politikası sayesinde
Dünya’nın en azılı suçlularının, teröristlerinin geldiği, bizzat iktidar eliyle
korunup kollandığı bir devlet haline getirildi. Irak’ın idama mahkum ettiği
Haşimi, Hamas lideri ve militanları ile başlayan süreç, Suriye’ye binlerce eli kanlı mürteci
ithalat-ihracatına evrildi.
Suriye’de Rusya destekli rejim güçlerinin
sürmesiyle, bu karanlık ruhlar mülteci
kisvesiyle Türkiye’de konuşlandılar.
AKP hala bol
din menkibeli Ensar masallarıyla halkı kandırmaya devam ediyor ama Türkiye
artık bir terörist yuvası haline getirilmiştir.
AKP, Büyük
Ortadoğu Projesi’ndeki rolüyle bölgede pekçok ülkenin içişlerine karıştı.
Vebalini bizler ödüyoruz.
Bizler de etkin bir muhalefet gücü oluşturamadığımız
için, iktidarda olmasak bile engelleme- caydırma gücünü kullanamadığımız için
suçluyuz. Böyle vahim bir olayın yaşandığı akşamda Tarafsız Bölge programına
katılan CHP’nin dışişlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı sıfatını taşıyan kişi, “Meclisi,
Genelkurmayı, Devlet kurumlarını güvenli bölgeye taşıyalım, mademki terör var,
devletimizin de parası var” gibi üstün zeka ürünü cümleler kurabilmekte!
AKP’nin en köşeye sıkışmış olduğu esnada dahi maalesef bu abukluklar karşısında
AKP’nin eski milletvekili, resmen Öztürk Yılmaz’la dalgasını geçti. Oturduğu
makama mı yanayım, verdiğim oya mı? Bilemedim!
Neyse, konunun özüne dönelim.
Devletin vatandaşına karşı görevinin en başında, can
ve mal güvenliğini sağlamak gelir. Arkasından ise sınırlarını korumak ve adalet
ve hukuku sağlamak! Vergi bunun için verilir.
(Yol, elektrik, su, okul, sağlık hizmeti gibi
şeyleri saymıyorum çünkü bunların hepsi, sahip çıktıkları Özal döneminden
başlayarak zaten para ödeyerek aldığımız hizmetlerdir, Devlet bedava yapması
gereken hizmetleri fahiş rakamlarla satmaktadır. Hatta adalet hizmeti bile AKP
döneminde parası olanın ulaşabileceği bir lüks haline gelmiştir)
AKP kaymak tabakası hala kendilerini güvende
sanabilirler ama yakın bir gelecekte ancak kalın duvarlarla çevrilmiş Getto’ların
içerisine hapsolarak yaşamak zorunda kalabilirler. Aynen Bağdat’taki gibi…
Güvenlik bürokrasisi ve MİT, AKP’nin hedef
gösterdiği kurum ve kişilerle uğraşmayı bırakıp, Türkiye’ye yönelik tehditlere
odaklanmalıdır. Partili değil, MİLLİ olmalıdır.
İçerisine düşürüldüğümüz kaos, devletin varlığını
sorgulatmaya doğru gitmektedir. Canımızı, malımızı koruyamayan, hukuk
güvenliği, adaleti olmayan bir yapı, ne Türk tipi,ne de çağdaş demokrasi
anlamında devlet olarak adlandırılamaz. Bu yapının vatandaştan aldığı
paranın adı da vergi değil, başka bir
şeydir. Adını siz koyun.