27 Şubat 2017 Pazartesi

HAYIR KOALİSYON DEĞİLDİR

(Güncel Bakış haber sitesinde 27.02.2017 tarihinde yayınlanmıştır)
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adıyla cumhurbaşkansız  keyfi yönetim getirmeyi amaçlayan referandumda  “EVET” cephesi arasında kaynaşma hızla devam ediyor.
Başkanlık sistemini “koalisyonları engellemek” amaçlı yaptığını söyleyen AKP, aynı anda da MHP ile koalisyon yaptığını ilan etti. Koalisyonları engellemek için koalisyon!  (Kendilerine “HAYIR” kampanyasına verdikleri bu açık destekten dolayı teşekkür etmek lazım.)
Neden “EVET” dediğini açıklama konusunda hiçbir  mantıklı gerekçe getiremeyen MHP üst yönetimi  daha referandum kampanyası başlamadan AKP’nin mitinglerine katılmaya karar verdi. İki ayrı parti varlığından bile sözetmek güçleşiyor.
Daha önce Has Parti’yi, Demokrat Parti’yi genel başkanlarını bünyesine katarak  fiilen yok eden AKP, bu sefer de MHP’ye aynı operasyonu yapıyor.
Halen MHP diye bir partiden  söz edebiliyorsak, MHP’nin yok edilmesine direnen gerçek ülkücü muhalifler sayesindedir.
Bir “EVET” cephesi, bir “EVET” koalisyonu ortada.
Ancak “HAYIR” diyenler bir koalisyon hatta cephe bile  değildir. HAYIR, dayatılan değişikliğe itirazdır.
Furkan Vakfı’nın başkanı Alpaslan Kuytul’un “HAYIR”  demesinin  sebebi, bu değişikliğin anayasadan laikliği çıkarmaması, şeriatı getirmemesidir.
HDP’nin “HAYIR”  demesinin sebebi, bu değişikliğin MHP ile yapılması, federasyon- özerklik getirmemesidir.
Saadet Partisi’nin “HAYIR” demesinin sebebi Şura suresi’nin dikkate alınmaması olabilir.
TKP’nin itirazı başkadır, Vatan Partisi’nin itirazı başka.
HAYIR’ları birleştirme çabasının faydadan çok zarar üretme ihtimali yüksektir.
CHP’nin  “herkesin hayırı kendine” ve “ bu parti meselesi değil memleket meselesi politikası “ ,  “seçim değil referandum”  stratejileri doğrudur. AKP de bu doğru stratejiyi taklit etmeye çalışmaktadır.
Ancak daha referandum kampanyasının start aldığı toplantıda İstanbul İl Başkanı’nın “Hayır çıkarsa CHP’nin tek başına iktidar yolu açılır, İstanbul’da belediyeyi alırız” sözleri bu politikanın CHP’nin örgütü tarafından anlaşıldığına dair kuşkular yaratmıştır. CHP’yi iktidara getirmek için MHP’li, AKP’li niye HAYIR desin?
Saadet Partisi’nin Erbakan’ı anma toplantısına Kılıçdaroğlu’nun  katılması, kutuplaşmayı azaltacak bir siyasi nezaket örneği olabilir ama Temel Karamollaoğlu’nun genel başkanlığı döneminde  bir araya gelinmesi Sivas Madımak katliamını hatırlatmıştır.  Her iki parti tabanında da pek  “HAYIR”lara vesile bir buluşma olmamıştır. (böyle olmadığını düşünenler lütfen twitterde iki HAYIR’cı Levent Gültekin ile Fatih Yaşlı arasındaki tartışmaya göz atsın)
Biraraya getirmeye, beraber çalışma yapmaya çalışmak  sahada HAYIR’cı gruplar arasında  tartışma , ayrışma yaratabilir. “Herkesin Hayırı Kendine” felsefesini terk etmeden ,  her grubu güçlü olduğu bölgelerde çalışmaya teşvik etmeli,  bu çalışmayı kolaylaştıracak salon, lojistik vs. desteğin verilmesi, sandıklara beraber sahip çıkılması gibi dayanışmalarla yetinilmesi daha doğru olacaktır. Bu da bir il başkanlarının oluşturacağı  koordinasyon kurulu şeklinde yapılmalıdır.
HAYIR’ın başarıya ulaşması, dayanışma ruhunun yumuşattığı iklimde siyasette yeni pencereler, fırsatlar açabilir. Ancak karşımızda bir kutuplaştırma, böl-yönet ustası olduğunu unutmayalım.
Erken açan bahar çiçeklerini soğuk vurma olasılığı yüksektir. Soğuk yiyen çiçekler de meyve vermezler.

3 Şubat 2017 Cuma

CUMHURBAŞKANSIZLIK SİSTEMİ


AKP’nin yıllardır istemiş olduğu Başkanlık sistemi isim değiştirerek Türk milletine dayatılıyor.
Başkanlık  değil Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiymiş.
Devlet Bahçeli’nin dahiyane buluşu olarak pazarlanan bu ismin AKP tarafından kabul edilmesinde, zihinlerde  Başkanlığın federasyonla eş çağrışım yaptığını bilmelerinden kaynaklanıyor. 15 yıldır yaptıkları bütün algı operasyonlarında başarılı olmalarına güvenerek basit bir isim değişikliğiyle bu algıyı kıracaklarını sanıyorlar.
Cumhurbaşkanlığı sistemi de çok basitmiş. Anayasadan Başbakan ve Bakanlar Kurulu yazan yerleri çizip yerine Cumhurbaşkanı yazınca, bir de partili olsun deyince iş bitiyormuş.
Tek kişilik Hükümet!
Aslında tek kişinin kararının hızı kadar, bir yığın gereksiz istihdamı ortadan kaldıracağı için devlete tasarruf getireceğini düşünerek destekleyebilirdik. Ancak getirilen sistemde ne başkan yardımcılarının sayısı belli, ne de bakanların. En son 2016 Mart’ından bulabildiğim bilgiye göre danışmanların sayısı bile 23. Ayrıca başkanlık hayalleriyle yapılan Beştepe Sarayı’nın Cumhurbaşkanının ağzından açıklanan 34.000 m2’lik kapalı alanı düşünülürse tasarruf amaçlanmıyor, bu çok açık.
Bakanlar (ister seçilmiş vekil isterse arzulanan sistemdeki gibi atanmış olsun,) yine var, dolayısıyla başkanla bir araya geldiklerinde yine “Bakanlar Kurulu” oluşmuş oluyor. O zaman tek fazlalık Başbakan mı?
Burada amaçlanan alınan kararları, çıkarılan yasaların, anayasaya ve rejime uygunlunu denetleyen cumhurbaşkanından kurtulmaktır. Vesayetçi sistem demelerinin özü budur.
Cumhurbaşkanı partili ve icracı olduğunda ise gerçekte  biz  “cumhurbaşkansız” bir sisteme geçmiş olacağız.

Parlamenter sistemde başbakan siyasetçidir, cumhurbaşkanı ise devlet adamı!
Türkiye’ye dengesini kaybettirecek olan, parti devletine dönüştürecek olan şey devletin başındaki kişinin devlet adamı olmamasıdır. Bu en büyük tehlikedir.
Devlet adamı ile siyasetçi arasındaki fark büyüktür !
Devlet adamı yaşatmak için vardır, siyasetçi yaşamak için…
Devlet adamının özel hayatı yoktur, siyasetçi özel hayatı için vardır.
Devlet adamı yakmamak için yanar, siyasetçi yanmamak için yakar.
Devlet adamını hakperestler destekler, siyasetçiyi fanatikler.
Devlet adamı hak ve adalete dayanır, siyasetçi sandığa güvenir.
Devlet adamı birleştirir, siyasetçi ötekileştirir.
Devlet adamı toplar, siyasetçi böler.
Devlet adamı uzlaşmacıdır, siyasetçi insanlar arasındaki ihtilaftan     beslenir.
Devlet adamı sevdirir, siyasetçi korkutur.
Devlet adamı mütebessimdir, siyasetçi mağrur ve asık suratlı.
Devlet adamı öfke ile kalkanın zararla oturacağını bilir, siyasetçi öfkenin de bir sanat olduğunu  sanır.
Devlet adamında tedbir, teenni vardır, siyasetçide cahil cesareti.
Devlet adamı konuşur, siyasetçi bağırır.
Devlet adamı vicdana hitap eder, siyasetçi cüzdana…
Devlet adamı gelişir, siyasetçi değişir.
Devlet adamının düşüncelerinde istikrar vardır, siyasetçi gömlek değiştirir gibi fikir değiştirir.
Devlet adamı tek yüzlüdür, siyasetçi çok yüzlü…
Devlet adamı dik durur, siyasetçi diklenir.
Devlet adamı kendini milletin hizmetine adar, siyasetçi ise millet kendine itaat etsin hatta minnet etsin ister.
Devlet adamı din ile politikayı ayırır, siyasetçi dini politikaya âlet eder.
Devlet adamı liyakate bakar, siyasetçi sadakate.
Devlet adamı “hayır” diyebilenleri sever, siyasetçi  “evet efendim” cileri…
Devlet adamı millete hesap verir, siyasetçi     seçmenine…
Devlet adamı emin adımlarla ilerler, siyasetçi zikzak çizerek yürür.
Devlet adamı uzun vadeli düşünür, siyasetçi günlük yaşar.Devlet adamının etrafında vatandaşlar vardır, siyasetçinin yanında yandaşlar…
Devlet adamı vatan tutar, siyasetçi taraf tutar.
Devlet adamının adı ebedî kalır, siyasetçi koltuktan düştüğü gün kaybolur.  (*)
Referandumda evet çıkması halinde Türkiye, devlet adamı cumhurbaşkanını kaybetmiş olacaktır,
Süleyman  Demirel’in siyasetçi olduğu günlerde sadece kendisini ve partisini düşünerek 12 Eylül’e giden yola katkısı büyüktür, ancak aynı Süleyman Demirel cumhurbaşkanlığında gösterdiği devlet adamlığıyla geçmişteki en büyük siyasi rakibi olan Bülent Ecevit’in ve tüm Türkiye’nin takdirini kazanmıştır. Cumhurbaşkanı olan kişi, siyasetçilikten devlet adamlığına evrilebilmelidir. Mutlaka tarafsız olmalıdır. Yapamıyorsa başbakanlık koltuğuna geri dönmelidir.
Devletin başının siyasileşmesine, fiili durumların normalleştirilmesine HAYIR demek hepimizin borcudur!

(*) Devlet adamı siyaseti farkları Kaynak: Devlet adamı-siyasetçi – Ahmet SEVGİ