4 Ocak 2017 Çarşamba
EVİNDE LAİK OL ULAN!
Kapkaranlık geçen 2016’yı geride bırakmanın sevincini, 2017’ye dair içimizde uyanan ümidi daha bir saat sonra terör saldırısı tuzla buz etti.
Bir yılı aşkındır terör saldırılarına uğrayan ülkemizde bu saldırının ayırıcı özelliği, yılbaşı kutlamanın kafirlik olduğu kampanyası eşliğinde yapılmasıdır.
Dinci yandaş basında başlatılan bu kampanyaya Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hutbe ile destek vermesi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara kültürel değerlere uymadığı için yılbaşı kutlaması yapılmaması talimatı vermesi, bu kampanyanın iktidar cenahınca yürütüldüğünü göstermektedir.
İstiklal mücadelesi veriliyorsa “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde” dinci- laik ayrımını kaşımayı, bir yıla neşe, ümit ve iyi dileklerle başlamaya çalışanları “tekfir” etmeyi niye istediler?
Aynı menzile yürüyenlerin iktidar kavgasının doruk noktası olan 15 Temmuz darbe girişimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi liderliği kadar Türk Ordusu’nun Atatürkçü subaylarının direnci, Fethullahçı güçlerle savaşıyla engellendi.
Arkasına birtakım güçleri almış dine dayalı sistem kurmak isteyen bir cemaat liderine karşı demokrasiyi, seçilmiş bir lideri, parlamentoyu savunmak doğal olarak yapılması gerekendi. Darbe girişiminin yarattığı o iklimde, iktidar cenahı tüm topluma kucaklayıcı mesajlar vermekte, AKP binasına Atatürk resimlerini asmaktaydı. Hatta CHP’nin Taksimde miting yapmasına izin verdiği gibi mitinge ellerinde çiçeklerle katılıyorlardı. Laik ve yurtsever kesim de demokrasi nöbetlerine çağrıların sürekli camilerden yapılmasına, miting alanlarında yapılan bazı dini gösterilere ciddi bir tepki göstermedi.
İktidarın koyduğu isimle Yenikapı ruhu süreci yaklaşık bir ay kadar sürdü
15 Temmuz sonrası medyada yapılan tartışmalarda Ergenekon, Balyoz kumpasları mağdurları, FETÖ’nun gadrine uğrayanlar olarak çokça yer aldılar. Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönülmesini, laikliğin önemini ve devlette yandaşlığın, din ve cemaat üzerinden yapılanmanın derhal terkedilmesini, liyakate önem verilmesini dillendirdiler.
Daha Yenikapı mitingi bile yapılmadan darbe tehdidi geçer geçmez, Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan ekranlara Atatürkçülerin çıkarılmamasını yüksek sesle dillendirerek işaret fişeğini attı. “Geliyorum diyen tehlike: Laiklik pompalanıyor, cemaatler bombalanıyor!”, “Laikliği kutsamak, cemaatlere saldırmak, toplu intihara kalkışmaktır!” yazılarını yazdı.
İktidarın eski çizgisine girdiğini gösteren GATA’nın adının Abdülhamit yapılarak, askerin türbanlı kadına hastaneyi teslim etmesi gibi görüntüler gelmeye başlayınca yandaşların cüreti arttı. Fethullah Gülen’ i tekfir edip cemaatçi kadrolaşmaya devam edilmesi gerektiğinin propagandası pompalandı.
Devlette laiklik ve liyakat geçerli olursa dincilerin kazanımları yok olacaktı. Neydi kazanımları? Alnı secdeye değiyor diye makam, mevki ve para sahibi olmaları.
Kifayetsiz muhterisler kendi yetersizliklerini gizlemek için de çok cafcaflı bir tanımlama bulmuşlardı: “Çevrenin merkeze yürümesi”
Bu sayede memlekette ayaklar baş oldu.
Bu dincilerin militan kalemlerinden biri, Diriliş Postası’ndan Erem Şentürk şu tweetleri attı.
“Laiklik yobaz bir tarikattır. “
“Laiklik yoksa liyakat yok demek saçma palavra. Asıl laiklik varsa liyakat yok. Laiklik Müslümanlara düşman sistemdir”
Küstahlığın zirvesi ise;
“15 temmuzdan sonra artık mecburen laik olacağız diye dayatan kesimlere açık uyarı. Geçti o günler. BEDELİNİ AĞIR ÖDERSİNİZ. EVİNİZDE LAİK OLUN”
Evinde laik olmayanlar bedelini ağır ödedi, ödüyor.
Azmettiriciler makamlarda ekranlarda, durumdan vazife çıkaran gönüllü din polisleri her yerdeler.
Reina’daki kafir öldürerek dine hizmet ettiğini zanneden terörist din polisinin cellatlaşmış halidir.
Bu karanlık eylemin dehşetinin diğer terör eylemlerinden daha büyük olması, daha mutedil din polislerinin estirdiği baskı ve terörü hergün yaşamaya başlamış olmamızdandır.
Okullarda küçücük kız çocuklarını başörtüsü takmadıkları için ahlaksızlıkla, erkekleri tahrik etmekle suçluyorlar. Metrobüste kıyafetini dine aykırı bulduğu kadını tekmeliyorlar, parkta yalnız spor yapan kadını dövüyorlar, sergi basıyorlar, heykel kaldırtıyorlar. Kapitalist tüketimin popüler simgesi Noel Baba figürüne dayak atacak kadar akıl ve zekadan yoksun olmaları bile komik gelmiyor, dehşeti toplumun tüm hücrelerine geçiriyorlar.
Yılbaşı kutlamasına karşı kampanyaya destek veren gruplara baktığımızda iktidarın bu tehlikeli oyunu niye oynadığını daha net görebiliyoruz.
Milli Gazete’nin manşetiyle Saadet Partisi- Milli görüşçüler, Alperenler görüntüleriyle Büyük Birlik Partisi. Muhtemelen Hüda-Par vb. hepsi bu kampanyayı destekledi.
İktidar, referanduma giden yolda dini kullanarak AKP-MHP bloğunu irili ufaklı dinci milliyetçi unsurlarla genişletmeyi amaçlamış görünüyor.
Laik kesimin tepkisini çekecek her tür baskı, hakaret, aşağılama yapılmasına karşın, gösterilecek her tepki ve muhalif hareketi de devlet gücü, olmazsa Osmanlı Ocakları, Alperenler vb ile yok etmeyi planladıkları çok açık. Osmanlı Ocakları Başkanı’nın esrarengiz ses kaydı, Binali Yıldırım’ın “kafasını kaldıranların kafalarını eze eze geldik”, Şamil Tayyar’ın makbul Derin Devlet açıklamaları, her tür muhalefeti vatan hainliğine indirgemeleri hayra alamet şeyler değil.
Yılbaşına bu ortamda girdik.
Yılbaşı akşamı Reina’daki hain saldırıyı yapan örgüt ve teröristin tüm Türkiye’ye ve beraberinde iktidara da zarar vermek istediği açıktır.
Şerden hayır doğabilir.
İktidar, sistem değişikliğini yapmak için laik-dinci ayrımını kaşıyarak ateşle oynamayı bırakmalıdır.
Her siyasi görüşün iktidarında, o görüşün aşırılarına, radikallerine gün doğar, gelişmeleri için münbit toprak bulurlar. Radikalleri daima kontrol edebileceğini düşünmek Fethullah Gülen olayından bile hiç ders almamaktır.
Gün, iktidarın kendi siyasi partisinin ve liderinin siyasi ikbalini düşünme günü değildir.
Gerçekten İstiklal Savaşı veriyorsak, gerçekten ulusun birlik ve bütünlüğüne istiyorsak siyasetçi gibi değil devlet adamı gibi davranılması zorunludur.
(Güncel bakış haber sitesinde 4.01.2017 tarihinde yayınlanmıştır)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)