(Güncel Bakış haber sitesinde 30.11.2015'te yayınlanmıştır)
Aynı başlıklı birinci yazımda 28 Şubat Dolmabahçe mutabakatının bozulmasının ardından başkanlığa giden yolda ciddi bir makas değişikline gidildiğini söylemiş ve “2002’den 2014 e kadar “Kürtlerle dans” ile iktidarda kalan Recep Tayyip Erdoğan yola “Kurtlarla dans” ile devam edecek gibi görünüyor” demiştim.
Türk-İslam bayrağının MHP’den R.Tayyip Erdoğan’a geçişiyle başkanlığa gidiş, iç politika açısından son derece kolaylaştı.
Ancak dış politika açısından, AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın dünya arenasına çıktığı tarihten bu tarafa köprünün altından çok sular aktı.
Tek kutuplu Dünya’nın imparatoru A.B.D.’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığı görevi, Ortadoğu ve Afrika’da sınırları yeniden çizmeyi ve İslamı radikal cihatçı çizgiden uzaklaştıran yeni yorumları gerektiriyordu.
Libya ve Tunus’ta emperyalist Batı, bizzat sahada olduğundan rejim değişiklikleri başarıldı. Ama iş Irak ve Suriye’ye gelince “taşeron”, görevi beceremedi. 15 günde, bilemediniz 3 ayda bitirilecek iş, 4. Yılında bitirilemediği gibi yan etki olarak iki komplikasyon üretti.
· İslam ılımlılaşmak yerine çok daha radikalleşti, ilkel yorumları sahneye çıktı.
· Bu arada Afrika’da yapılanlardan ders çıkaran Rusya, yanına Çin ve İran’ı da alarak dünya sahnesinde tekrar süper güç olarak yerini aldı. Amerika’nın dünya imparatorluğu sona erdi.
BOP eşbaşkanlığının devam ettiği, işlerin iyi gittiği 2011’de temeli atılan Başkanlık Sarayı’nın 1150 odalı yapılmasının ve projede “Selatin camii” yer almasının sebebini Abdurrahman Dilipak 25 Ekim 2015’te Amerika Toronto’da yaptığı konuşmada şöyle anlatıyor: “Tayyip Erdoğan başkanlık sistemine geçerse, kendisi bu anlamda bütün İslam beldelerinde, hilafete bağlı bölgelerde, muhtemelen kendisine müşavirler tayin edecek ve İslam Birliği'nin Beştepe'de temsilciliklerini açacak"
Abdurrahman Dilipak hala halife-başkanlık öyküleri anlatıyor, ama son derece pragmatist bir lider olan Tayyip Erdoğan, Libya’da öldürülen ABD büyükelçisi olayının akabinde gelen Mısır darbesi sonrası halifeliğin mümkün olamayacağını bence görüyor.
Ilımlı İslam projesinden vazgeçmiş bir ABD, Mısır ve Suriye’deki politikaların Arap sokağındaki imajını olumsuza çevirdiği gerçekleri ortada dururken halifelik ilan etse hangi İslam devleti halifeliğini tanıyacak? Sudan’ın savaş suçlusu diktatörü El Beşir mi?
IŞİD liderinin 2014’te halifelik ilan etmesi, birkaç tane daha halifelik ilan eden radikal örgüt lideri olmasının halifelik kavramını da itibarsızlaştırması da cabası.
Bırakalım tüm Dünya’da Müslümanların liderliğini, din kartının Türkiye’deki etnik yapıları bile bir arada tutmaya yetmeyeceğini Kürtçe Kuran-ı Kerim’in propaganda malzemesi yapıldığı 7 haziran seçim sonuçları gösterdi.
Peki dış politikada, dünya arenasında tekrar önemli bir figür haline nasıl gelinecek?
KIZILELMA KIZILMEYDANDA!
Recep Tayyip Erdoğan politik arenada yaşadığı krizleri fırsata çevirmeyi bilen bir lider. Fırsatı bu kez Rusya sundu.
Suriye’de işlerin iyice sarpa sardığı, IŞİD bahanesiyle ABD’nin Ortadoğu’ya dönüp, Kürt sorununda Türkiye’nin elinden inisiyatifin iyice kaçtığı bir anda sahneye Rusya çıktı.
Putin’in Suriye'deki atak politikası ve askeri güç kullanımı karşısında Obama edilgin bir politika izledi, etkisizleşti.Ama Obama bir yıl sonra olmayacak. Amerika’nın dünya liderliğini bu kadar kolay kaptırmasına oluşan tepki, başkanlığı daha şahin bir Cumhuriyetçinin kazanmasına yol açacaktır. Tayyip Erdoğan şimdiden ABD'nin müstakbel iktidarına yönelik hamle yapıyor.
İslam kartını artık kullanmayacak olan ABD’nin Rusya’yı tekrar bir “yeşil kuşak”la çevirmesi olası değil.
Dünya haritasına baktığımızda Rusya’nın Türki cumhuriyetlerle çevrelendiğini görürüz. Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Moğolistan! Türkiye'ye ilaveten toplamda 80 milyon Türk nüfus.
Tayyip Erdoğan Amerika’ya karşı, Rusya’nın gücünü kırabilecek unsur olarak Türk kozunu masaya sürüyor.
Rusya ile uçak düşürmeyle başlayan krizde tansiyon, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan eliyle yükseltiliyor.
Türk kozu sadece Rusya’ya karşı da değil.
İran’da resmi rakamlarda 13 milyon olarak gözüken Türk nüfusun gerçekte çok daha yüksek, 30 milyonları aşkın olduğu söyleniyor.
Azeri olan Veli Küçük "ABD'nin önemli bir hedefi İran Azerbaycan'ıydı. Burada karışıklık, bir isyan çıkarmayı çok istediler. DAK adına Amerika'ya gittiğimde bana açıkça bunu teklif ettiler, reddettim, sonra da Ergenekon sanığı oldum.'' demişti.
Veli Küçük’ün reddettiği "Türklerle İran'ı karıştırma" görevi güncellenecek mi?
Tam da G-20 zirvesi günü Çin füze anlaşması iptalinin ilan edilmesi, bu planın Çin’e kadar uzanabileceğini mi gösteriyor? Bilemiyorum, önümüzdeki günlerde Uygur Türkü Rabia Kadir Beştepe’de ağırlanırsa çok da şaşırmam.
Barzani’nin, IŞİD’in zulmüne uğrarken Türkiye hiç sahip çıkmadığı için “Türk diye sahip çıkmıyorsunuz, bari Müslüman diye sahip çıkın “ diyen Türkmenlerin, soydaşımız olduğunun aniden hatırlanması bu politikanın parçası. Tuğrul Türkeş’in “yurtdışı Türkler ve akraba topluluklar başkanlığı” göreviyle Başbakan yardımcısı olması da aynı politikanın parçası.
“Türk diye bir ırk yoktur” diyen genel başkan yardımcısına sahip AKP’nin, hızla Turancılığa evrilen politikalarına tanık olacağız.
İslam halifeliği olmadı, Türk dünyasının başbuğluğuna göz dikiliyor.
Kızılelma, Kızılmeydan’da hayal ediliyor.
Türk mitolojisinde Kızılelma, üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan, uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler, düşler ve fethi amaçlanan yerler olarak tanımlanıyor.
Üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan kısmı önemli.
Aklı selimle düşünülünce derhal uzaklaşılması gereken bir düş olan bu tehlikeli oyun, sadece Türkiye’deki değil, bu coğrafyadaki tüm Türkleri ateşe sürmekle eş anlamlıdır.
Umarız, her gün Putin’le yüksek volümlü polemik yapmak, sadece içerideki seçmene “Dünya Lideri” algısı yaratma amacıyla sınırlı kalır.
Fatih- Kanuni Osmanlısı hayallerini bırakıp, Enver Paşa ile Atatürk’ü okumanın, anlamanın, anlatmanın tam sırasıdır. Özellikle de Enver Paşa ile Atatürk’ün farkını…
Türk milliyetçilerinin ham Osmanlıcılık rüyasından uyanmalarını, asıl başbuğun Atatürk olduğunu, Alpaslan Türkeş’in 9 Işık’ının rehberinin Atatürk’ün 9 Umdesi olduğunu hatırlamalarını dilerim.
30 Kasım 2015 Pazartesi
17 Kasım 2015 Salı
HALİFELİK OLMADI BAŞBUĞLUK VERELİM (1)
(Güncel bakış haber sitesinde 17.11.2015 tarihinde yayınlanmıştır)
1 Kasım seçimlerinde AKP’nin yüksek oy oranı almasıyla Recep Tayyip Erdoğan ve yakın ekibi, hızla “başkanlık” konusunu gündem yaptılar.
HDP’den bazı ağır abiler de başkanlığa koşullu desteklerini açıkladılar. Bunda şaşıracak bir şey yok, çünkü Öcalan Tayyip Erdoğan’ın başkanlığına karşı çıkmayacağını söylemişti, (bakınız İmralı tutanakları)
Korkut Boratav 13 Kasım tarihli yazısında “Kürtler sayesinde demokratikleşeceğiz” masalının mutsuz sonunu gördüğü için “başkanlık-yeni anayasa” masasına oturmaması için CHP’yi uyarıyor.
Boratav Hoca’nın bugün yaptığı tespitler, “ulusalcı-laikçi” çevrelerde yıllardır dile getirilen görüşler. Ama 2013 Mayısından sonra gelişen olayları gözden kaçırmamak lazım. Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın artık HDP’ye ihtiyacı olup olmadığı konusunda tereddütlüyüm.
Sembol bir tarih ve mekan seçimiyle açıklanan 28 Şubat Dolmabahçe mutabakatını Tayyip Erdoğan’ın bozması, pekçok kişi tarafından seçime giderken göstermelik “milliyetçilik” oyunu gibi yorumlandı. 7 Haziran’da seçmen bu sahte milliyetçiliğe prim vermedi.
7 Haziran seçimleri sonrasında adım adım tırmandırılan şiddet, 90’lı yıllara çoktan rahmet okuttu. 12 Eylül’ün bile aklına getirmediği yöntemler, örneğin bir ilçe halkının tamamını katıksız hücre hapsine tutma yöntemleri uygulandı, uygulanıyor. Dersim olaylarını istismar edenler, başta Dersim olmak üzere kendi topraklarımızı savaş uçaklarıyla bombaladı. Kentlerden Suriye’yi aratmayan görüntüler ortaya çıktı.
7 Haziran – 1 Kasım arası yaşananlar, seçim başarısı için oynanan kanlı bir tiyatro ise başarıya ulaşıldı.
O zaman iktidar kanadının yumuşaması gerekirken sertlik devam ediyor. Birileri başkanlık hayaline kavuşmadan, ülkede gerilim düşmeyecek, seçim ortamından çıkılmayacak gibi görünüyor.
Diyarbakır duvarlarına “kurdun dişine kan değdi, korkun” yazılması bir polisin hadsizliği midir? Korkutmadan saygı görülmeyen Ortadoğu coğrafyasının kadim kuralı Güneydoğu’da hüküm sürüyor. Boyun eğene havuç, direnene sopa!
Ülkenin diğer kısmında ise MHP kanadına yönelik operasyon devam ediyor.
Türk İslam sentezinin İslam ayağını uzun zamandır AKP’ye kaptırmış MHP’nin Türkçülüğünü de güçlü bir şekilde vurgulamaması, Osmanlıcılığa kapıyı kapatamamasının getirdiği teorik zaafiyet, tamamen erimesine yol açabilir.
7 Haziran seçimi öncesinde “bunlar anayasadan Türklüğü çıkaracaklar, vatanı bölecekler” diyerek AKP'den istifa eden Alpaslan Türkeş’in oğlu Kutalmış Türkeş’i bile seçimlerde kullanamayan Devlet Bahçeli, diğer oğul Tuğrul Türkeş’i de AKP’ye kaptırdı. Başkanlık –yeni anayasa referandumu kampanyasında Alpaslan Türkeş’in “başkanlık sistemi Türklere en uygun sistemdir” görüşünü Tuğrul Türkeş’in anlatmasına direnecek kaç MHP’li çıkacak ki?
Yandaş basın uzun zamandır Alpaslan Türkeş’in “başkanlık” videosunu yayınlıyor. Hatta “adına başkanlık demeyelim, BAŞBUĞLUK diyelim de bu işi kolayca halledelim” diye yazıyorlar.
Tayyip Erdoğan için MHP tabanının bu kadar kolay lokma olduğu gerçeği, Türk milliyetçilerinin koşulsuz gönüllü desteği dururken, Kürt siyasetinin gizli ajandalı, koşullu desteği için uğraşmasına gerek var mı?
2002’den 2014 e kadar “Kürtlerle dans” ile iktidarda kalan Recep Tayyip Erdoğan, yola “Kurtlarla dans” ile devam edecek gibi görünüyor.
İç politikada seçim sonucuyla paralize olmuş muhalefetle bu plan tutar. Peki, dış politika ayağı?
PKK ile anlaşmanın bozulmasının, milliyetçiliğe yüklenilmesinin sırrı dış politikada. Halifelik hayalinin bitişi de başbuğluğun yükselişi de…
İkinci yazıda devam edeceğim.
1 Kasım seçimlerinde AKP’nin yüksek oy oranı almasıyla Recep Tayyip Erdoğan ve yakın ekibi, hızla “başkanlık” konusunu gündem yaptılar.
HDP’den bazı ağır abiler de başkanlığa koşullu desteklerini açıkladılar. Bunda şaşıracak bir şey yok, çünkü Öcalan Tayyip Erdoğan’ın başkanlığına karşı çıkmayacağını söylemişti, (bakınız İmralı tutanakları)
Korkut Boratav 13 Kasım tarihli yazısında “Kürtler sayesinde demokratikleşeceğiz” masalının mutsuz sonunu gördüğü için “başkanlık-yeni anayasa” masasına oturmaması için CHP’yi uyarıyor.
Boratav Hoca’nın bugün yaptığı tespitler, “ulusalcı-laikçi” çevrelerde yıllardır dile getirilen görüşler. Ama 2013 Mayısından sonra gelişen olayları gözden kaçırmamak lazım. Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın artık HDP’ye ihtiyacı olup olmadığı konusunda tereddütlüyüm.
Sembol bir tarih ve mekan seçimiyle açıklanan 28 Şubat Dolmabahçe mutabakatını Tayyip Erdoğan’ın bozması, pekçok kişi tarafından seçime giderken göstermelik “milliyetçilik” oyunu gibi yorumlandı. 7 Haziran’da seçmen bu sahte milliyetçiliğe prim vermedi.
7 Haziran seçimleri sonrasında adım adım tırmandırılan şiddet, 90’lı yıllara çoktan rahmet okuttu. 12 Eylül’ün bile aklına getirmediği yöntemler, örneğin bir ilçe halkının tamamını katıksız hücre hapsine tutma yöntemleri uygulandı, uygulanıyor. Dersim olaylarını istismar edenler, başta Dersim olmak üzere kendi topraklarımızı savaş uçaklarıyla bombaladı. Kentlerden Suriye’yi aratmayan görüntüler ortaya çıktı.
7 Haziran – 1 Kasım arası yaşananlar, seçim başarısı için oynanan kanlı bir tiyatro ise başarıya ulaşıldı.
O zaman iktidar kanadının yumuşaması gerekirken sertlik devam ediyor. Birileri başkanlık hayaline kavuşmadan, ülkede gerilim düşmeyecek, seçim ortamından çıkılmayacak gibi görünüyor.
Diyarbakır duvarlarına “kurdun dişine kan değdi, korkun” yazılması bir polisin hadsizliği midir? Korkutmadan saygı görülmeyen Ortadoğu coğrafyasının kadim kuralı Güneydoğu’da hüküm sürüyor. Boyun eğene havuç, direnene sopa!
Ülkenin diğer kısmında ise MHP kanadına yönelik operasyon devam ediyor.
Türk İslam sentezinin İslam ayağını uzun zamandır AKP’ye kaptırmış MHP’nin Türkçülüğünü de güçlü bir şekilde vurgulamaması, Osmanlıcılığa kapıyı kapatamamasının getirdiği teorik zaafiyet, tamamen erimesine yol açabilir.
7 Haziran seçimi öncesinde “bunlar anayasadan Türklüğü çıkaracaklar, vatanı bölecekler” diyerek AKP'den istifa eden Alpaslan Türkeş’in oğlu Kutalmış Türkeş’i bile seçimlerde kullanamayan Devlet Bahçeli, diğer oğul Tuğrul Türkeş’i de AKP’ye kaptırdı. Başkanlık –yeni anayasa referandumu kampanyasında Alpaslan Türkeş’in “başkanlık sistemi Türklere en uygun sistemdir” görüşünü Tuğrul Türkeş’in anlatmasına direnecek kaç MHP’li çıkacak ki?
Yandaş basın uzun zamandır Alpaslan Türkeş’in “başkanlık” videosunu yayınlıyor. Hatta “adına başkanlık demeyelim, BAŞBUĞLUK diyelim de bu işi kolayca halledelim” diye yazıyorlar.
Tayyip Erdoğan için MHP tabanının bu kadar kolay lokma olduğu gerçeği, Türk milliyetçilerinin koşulsuz gönüllü desteği dururken, Kürt siyasetinin gizli ajandalı, koşullu desteği için uğraşmasına gerek var mı?
2002’den 2014 e kadar “Kürtlerle dans” ile iktidarda kalan Recep Tayyip Erdoğan, yola “Kurtlarla dans” ile devam edecek gibi görünüyor.
İç politikada seçim sonucuyla paralize olmuş muhalefetle bu plan tutar. Peki, dış politika ayağı?
PKK ile anlaşmanın bozulmasının, milliyetçiliğe yüklenilmesinin sırrı dış politikada. Halifelik hayalinin bitişi de başbuğluğun yükselişi de…
İkinci yazıda devam edeceğim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)