18 Şubat 2016 Perşembe

GÜVENDE OLMADIĞIMI BİLDİRİYORUM


17 Şubat 2016 akşam saatlerinde Ankara’da bombalı araçla yapılan terörist saldırıda resmi rakamlara göre 28 canımızı kaybettik, 60’ın üstünde yaralımız var. Onları parçalayan, yakan  bomba yüreğimizi dağlıyor.
Ambulanslar bile hareket etmeden ışık hızıyla “yayın yasağı “ alan AKP iktidarı sayesinde gerçek rakamlara hiç ulaşamama ihtimalimiz çok yüksek.
Facebook bu saldırı sonrası “Güvenlik Durumu Kontrolü” uygulamasına geçmiş. Türkiye’nin başkenti Ankara’da patlama başlığı altında “güvende olduğunu bildir” butonu koymuş. Bu butona basan arkadaşlarım “güvendeyim” demişler.
Hayır!
Ben, ailem, dostlarım, bu yazıyı okuyan sizler, güvende değiliz. 
Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde, Devlet mahallesinin göbeğinde, Meclis’e, Başbakanlığa 300-500 metre mesafede askerlerimiz, askeri kurum personelimizin onlarcası katlediliyorsa, “güvendeyim” diyemeyiz.
AKP döneminde “yurtta barış, dünyada barış “düsturuyla hareket eden tecrübeli diplomatlar, statükocu monşerler denilerek, aşağılanarak dışlandı.
Pro-aktif İhvan anlayışının dış politikası sayesinde Dünya’nın en azılı suçlularının, teröristlerinin geldiği, bizzat iktidar eliyle korunup kollandığı bir devlet haline getirildi. Irak’ın idama mahkum ettiği Haşimi, Hamas lideri ve militanları ile başlayan  süreç, Suriye’ye binlerce eli kanlı mürteci ithalat-ihracatına evrildi.
Suriye’de Rusya destekli rejim güçlerinin sürmesiyle, bu karanlık ruhlar  mülteci kisvesiyle Türkiye’de konuşlandılar.
AKP  hala bol din menkibeli Ensar masallarıyla halkı kandırmaya devam ediyor ama Türkiye artık bir terörist yuvası haline getirilmiştir.
AKP,  Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki rolüyle bölgede pekçok ülkenin içişlerine karıştı. Vebalini bizler ödüyoruz.
Bizler de etkin bir muhalefet gücü oluşturamadığımız için, iktidarda olmasak bile engelleme- caydırma gücünü kullanamadığımız için suçluyuz. Böyle vahim bir olayın yaşandığı akşamda Tarafsız Bölge programına katılan CHP’nin dışişlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı sıfatını taşıyan  kişi,  “Meclisi, Genelkurmayı, Devlet kurumlarını güvenli bölgeye taşıyalım, mademki terör var, devletimizin de parası var” gibi üstün zeka ürünü cümleler kurabilmekte! AKP’nin en köşeye sıkışmış olduğu esnada dahi maalesef bu abukluklar karşısında AKP’nin eski milletvekili, resmen Öztürk Yılmaz’la dalgasını geçti. Oturduğu makama mı yanayım, verdiğim oya mı? Bilemedim!
Neyse, konunun özüne dönelim.
Devletin vatandaşına karşı görevinin en başında, can ve mal güvenliğini sağlamak gelir. Arkasından ise sınırlarını korumak ve adalet ve hukuku sağlamak! Vergi bunun için verilir.
(Yol, elektrik, su, okul, sağlık hizmeti gibi şeyleri saymıyorum çünkü bunların hepsi, sahip çıktıkları Özal döneminden başlayarak zaten para ödeyerek aldığımız hizmetlerdir, Devlet bedava yapması gereken hizmetleri fahiş rakamlarla satmaktadır. Hatta adalet hizmeti bile AKP döneminde parası olanın ulaşabileceği bir lüks haline gelmiştir)
AKP kaymak tabakası hala kendilerini güvende sanabilirler ama yakın bir gelecekte ancak kalın duvarlarla çevrilmiş Getto’ların içerisine hapsolarak yaşamak zorunda kalabilirler. Aynen Bağdat’taki gibi…
Güvenlik bürokrasisi ve MİT, AKP’nin hedef gösterdiği kurum ve kişilerle uğraşmayı bırakıp, Türkiye’ye yönelik tehditlere odaklanmalıdır. Partili değil, MİLLİ olmalıdır.
İçerisine düşürüldüğümüz kaos, devletin varlığını sorgulatmaya doğru gitmektedir. Canımızı, malımızı koruyamayan, hukuk güvenliği, adaleti olmayan bir yapı, ne Türk tipi,ne de çağdaş demokrasi anlamında  devlet olarak  adlandırılamaz. Bu yapının vatandaştan aldığı paranın adı da  vergi değil, başka bir şeydir.  Adını siz koyun.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder