15 Ekim 2015 Perşembe

GAVUR İZMİR KATALONYA’LAŞIRSA!

(Bu makale Çözüm A.B.D. olmak mı? makalesinin devamı olarak 15.10.2015 tarihinde Güncel Bakış haber sitesinde yayınlanmıştır)
Meclis’te büyük çoğunluğu oluşturan partilerin kiminin liderini kurucu başkan baba yapmak için, kiminin demokratik(!) özerklik için, kiminin sosyal demokrasinin emri olarak kabul ettiği için istediği “Özerklik” konusuna devam edelim.
Türkiye Cumhuriyeti’ne son verip “Anadolu Birleşik Devletleri” haline gelmeye özellikle CHP tabanını ikna için kullanılan en önemli argüman:İzmir özerk olacak.
Kılıçdaroğlu A.B. yerel yönetimler özerklik şartı çekincelerini kaldıracağını söylerken “Hakkari de özerk olsun, İzmir de. Belediye başkanlarımız seçiliyor ama merkezi idare çalıştırmıyor” diyor.
Selahattin Demirtaş “Özerklik en çok İzmir’e yakışır. Belediye başkanı seçiyorsunuz ama İzmir’i Ankara’dan AKP yönetiyor” diyor.
Bu bağlamda çok da haksız değiller.
Medyada özerkliğin PR’ını yapanların içerisinde en cansiperane savunanlardan başında gelen Fırat Haber Ajansı’nın pardon Cumhuriyet Gazetesi’nin Egeli yazarı Aydın Engin, İzmir’in demokratik (!) özerkliğe geçtiğinde olacakları şöyle anlatıyor:
“Ey Ankara, bundan böyle İzmir’e, hem de büyükkent olmanın sorumluluğuyla sadece İzmir’in içine değil, ilçelerine de yapılacak ve yapılmayacak olanlara ben karar vereyim.
Sonracığıma, İzmir’de tarım, turizm ve sanayi üretiminden, liman ve ihracat gelirlerine kadar, hasılı ekonominin her alanından alınacak vergileri ben toplayayım. Gelirleri İzmir’in ihtiyaçları için kullanayım.
Ey Ankara, dur, hemen korkma. Seni yok sayacak değilim. Çünkü enayi değilim. Vergi gelirlerinden bir bölümünü sana aktaracağım. Ülke güvenliğini sağlamak, ülkenin dış ilişkilerini yürütmek, ülke ekonomisinin makro ölçekte yönetilmesi için gereken kaynağın benim payıma düşenini hiç cimrilik yapmadan sana aktaracağım.
Haaa, unutmadan… Sana aktaracağım ‘devlet payı’nın içinde ülkenin geri kalmış, doğası çorak, üretimi düşük, yoksul bırakılmış bölgeleri için de okkalı bir pay olacak. Öyle ya ben bu ülkenin varsıl bir bölgesinin en varsıl anakentiyim. Öyle içime kapanıp ‘Ötesinden bana ne’ diyecek değilim. Ama bu payı sakın Ankara’da tüketme. İhtiyacı olan bölgelere mutlaka yolla. Seni denetleyeceğim. Gözüm hep üstünde olacak ey Ankara...
Bitmedi... Polis filan da bana bağlı olsun. Bakarsın ‘Bu kentin insanları barışçıldır, keyiflerine düşkündür. Bilmem kaç bin polise, bilmem kaç yüz TOMA aracına,bilmem kaç ton biber gazına filan ihtiyacı yoktur. Onun yerine okulları, hastaneleri, ulaşımı, çevreyi koruyacak önlemleri filan geliştiririm’ derim.
Hem sen masraftan kurtulursun, hem ben polis, jandarma orduları beslemek gibi bir yükün altına girmem. Ne kadar gerekiyorsa o kadar.
Ve bütün bunlara ben karar vereyim.
Kentin kasabanın gereklerini, mesela imar planlarını taaa Ankara’lardan belirlemek gibi bir saçmalığa son verme zamanı geldi de geçiyor bile.
Bunları kendi oylarımla belirleyeceğim görevliler (yöneticiler değil görevliler) eliyle yürüteceğim ve demokratik özerkliğin bu ‘olmazsa olmazı’nda ısrar edeceğim:
Yani geri çağırma hakkı’nda.
Öyle ya adamı ya da kadını seçmişim, ama işini iyi yapamıyor; kentin, kasabanın, köyün, mahallenin, sokağın kadın ve erkeklerinin görüşünü, rızasını almadan kendi kafasına göre işler yapmaya kalkıyor. Öyle dört yıl bekleyecek kadar ahmak mıyım ben? Geri çağırma hakkımı kullanacağım. Beceremeyenler anında gidecek, becerebileceğine inandıklarım, güvendiklerim gelecek.
Ne iyi değil mi?
Ey Ankara, demokratik özerklik denen işte bu. “
Kaleminden bal damlayan Aydın Engin’in sevimli özerklik tablosundan öğrendiklerimiz;
· Özerk bölgeler vergi toplayacak, toplanan vergilerin çok büyük kısmını kendisine kullanacak. Verginin küçük bir kısmını merkezi idareye aktaracak, merkezi idare bu küçük paydan pay ayırıp fakir bölgelere aktarım yapılacak.
· Özerk bölgelerin kendisine ait polisi, jandarması, özsavunma güçleri olacak.
· Özerk bölgeler okullar kuracak, dolayısıyla kendi bölgesinde verilecek eğitimin diline ve içeriğine kendisi karar verecek. Tevhidi tedrisat yani Öğretimin birliği kaldırılmış olacak.
· Merkezi idarenin özerk bölgeyi denetimi sınırlanacak, özerk yönetimin merkezi idareyi denetleme yetkileri geniş biçimde getirilecek.
Aydın Engin’in burada dile getirmediği bir ana başlık ise, çok hukukluluk. Özerk bölgenin meclisi olacağına göre yasa yapacak, yasa yaptığına göre de uymayanı yargılayacaktır. Osmanlı sistemine öykünen AKP’nin buna da çok itirazı olduğunu zannetmiyorum.
Özerkliğe geçişte özsavunma, yerel parlamento, anadilde eğitim, çok hukukluluk gibi netameli konular siyasetin ilgi alanını daha çok işgal edecektir.
Halbuki meselenin en önemli kısmı “PARA” dır.
Sadece 4 il vergi gelirlerinin % 80’ini sağlıyor.
İstanbul % 45
Kocaeli % 13
Ankara % 12
İzmir % 11
Takip eden Bursa, Mersin, Antalya, Hatay, Tekirdağ ve Adana ile toplam 10 ilin vergi gelirleri içerisindeki payı % 90’lara yaklaşıyor. Geri kalan 71 ilin payı ise % 10’u biraz geçiyor.
Marmara Bölgesini kendi içerisinde toplarsak % 65’leri buluyor.
Üniter devlet yapısı altında merkezi otoriteye pek ses çıkarmadan ürettiği katma değer ve vergiden çok daha az pay almaya razı olan bu iller, özerk bölge haline geldiğinde diğerlerini beslemeye ilelebet razı olurlar mı?
Vergi ve katma değer yaratamayan illerin en yoğun olduğu “Kürdistan Özerk Bölgesi”, kıt kaynaklarını özsavunma birimlerine ve anadilde eğitim verecek okullara akıtarak mı bölgenin makus talihini yenecek, Diyarbakır’ı İzmir yapacak? Kürtçe eğitim almış gençler Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşama ve çalışma olanaklarından da koparak, bölgesine hapsolmayacak mı?
İspanya’nın en zengin özerk bölgesi olan Katalonya’da 27 Eylül 2015 seçimlerinde “bağımsızlık” yanlıları kazandı. Katalanlar vergilerini kendileri için kullanmak istiyorlar ve diğer bölgeleri beslemek istemiyorlar. Bağımsızlıkçıların temel meselesi, paradır.
Ulus devlet olma özelliğini kaybederek üniter yapısı bozulmuş, ülkü, tarih, dil birliği taşımayan özerk bölgelerin, kendi çıkarlarına odaklanması doğal olarak gelecektir.
Özerk gavur İzmir’in zamanla Katalonya’laşmayacağını kim garanti edebilir?
Ya da reklamları geçip işin esasına gelirsek; Türkiye gelirlerinin % 65'ini üreten İstanbul, Marmara bölgesi bağımsızlık isterse, geriye kalacak devletin ekonomik hali nice olur?
Özerklik devleti böler!
Şair Özdemir Asaf’tan esinlenerek söyleyeyim:
Zenginlik paylaşılmaz, paylaşılırsa zenginlik kalmaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder