Asrın liderinin Türkiye’ye ve Dünyaya nizam vermesinin kürsüsü olan Muhtarlar toplantısının 27.’sinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş senedi olan “Lozan Antlaşması” hedef alındı.
“Tarihte bize ne yaptılar. 1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’te Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada. İşte şu an Ege’yi görüyorsunuz değil mi? Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik. Zafer bu mu? Oralar bizimdi. Oralarda bizim camilerimiz, mabetlerimiz var ama şu anda hala Ege’de kıta sahanlığı ne olacak, havada, denizde ne olacak bunları konuşuyoruz, hala bunun mücadelesini veriyoruz. Niye? İşte o anlaşmada masaya oturanlar sebebiyle. O masaya oturanlar, o anlaşmanın hakkını vermediler. Veremedikleri için şimdi onun sıkıntısını biz yaşıyoruz.”
Bu konuşmaya ilk verilen tepkiler daha 2 ay önce Cumhurbaşkanlığı’ndan yayınlanan Lozan mesajı ile çeliştiği, söz konusu edilen Ege adalarının Osmanlı döneminde kaybedildiği ve hatta Lozan’la bunların bazılarının geri alındığı gibi tarihsel kıyaslamalar, vatan toprağı olan Süleyman Şah Türbesini PYD-PKK bölgesine taşımayı zafer diye sunan AKP’nin Lozan’a dil uzatamayacağı üzerinden yapıldı.
Bu tespitlerin tamamına katılmakla beraber çerçeveyi biraz daha büyütmek gerektiğini düşünüyorum.
Lozan çıkışının devamı 1 Ekim 2016’da TBMM açılış konuşmasında geldi.
“Güney sınırlarımız boyunca uzanan Suriye ve Irak meselelerinin özel bir yeri var. ….
Fırat Kalkanı meşru bir operasyondur……
Musul’a yapılacak bir operasyonun Telafer’i de etkileyeceğini hatırlatmak isterim Musul’un IŞİD’den kurtulabileceğine inanıyoruz. Türkiye olarak “MASA”nın dışında kalamayız.”
2 gün önce Lozan üzerinden Ege kıta sahanlığı konusunu getirirken 2 gün sonra Musul!
AKP iktidarı döneminin söylemiyle Türkiye Cumhuriyeti en güçlü dönemindeyken Ege’de onlarca adacığın Yunanistan tarafından işgaline seyirci kalındığı gerçeği ortadayken ve buradan Lozan’a saldırmanın uzun süreli devam edemeyeceği aşikardı.
Musul ile taşlar yerine oturdu.
Siyasal İslamcıların ve siyasal İslamcı kimliğinden hiç vazgeçmemiş olan Tayyip Erdoğan’ın Lozan’a, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve bu bağlamda kurucu iradenin partisi CHP’ye karşı tezlerini hatırlayalım.
- Osmanlı çok etnik kimlikli bir imparatorluktu. Osmanlı üst kimliği Müslüman ümmetiydi. Kurtuluş Savaşı’nı ümmet verdi. Ümmetin içerisinde Kürt, Arap, Arnavut, Laz, Çerkes ….(ve bir miktarda ) Türk vardı.
- Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar ümmetin zaferini çaldı.
- Halifeliği kaldırıp laik devlet kurarak ortak payda ve gerçek üst kimlik olarak İslam’a ihanet ettiler. Halifeliği kaldırdığı ve ulus devlet inşasına giriştiği için Kürtler isyan etti.
- Lozan Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Musul ve Kerkük’ü alamamıştır. Lozan başarı değil hezimettir.
- Türkiye Cumhuriyeti yanlış temellerde kurulmuştur. Bütün sorunların anası CHP zihniyetidir, laik ulus-devlettir.
AKP zihniyeti, siyasal İslamcı tezlerinin hayatta doğrulanmamasından, Ortadoğu’da oynayan taşlardan en büyük zararı Türkiye’nin görmesinden ders çıkardı mı? Davutoğlu’nun gidişi ile Türkiye’nin gerçek çıkarlarına uygun politikalar oluşturulmaya başlandı mı?
Darbe girişimi öncesi AKP’lilerin bile kafasını karıştıran dış politika hamleleri arka arkaya geliyordu.
Rus uçağını düşürmeyi zafer gibi birbiri ile yarışarak açıklayan cumhurbaşkanı başbakan görüntülerinden Rusya’dan özür dilenmesi aşamasına gelinmişti.
israil ile yıllardır süren gerginliğin tek getirisinin 20 milyon dolarlık bir tazminat olması, üstelik bunu da İsrail-Rum gazının taşımasına destek için yapıldığı İslami çevrelerde bile infiale sebep oluyordu.
Suriyeli mülteci sorunu, PYD-ABD işbirliği, Işid vs derken artık Suriye politikasını hiçbir AKP’li dahi savunamıyordu.
Sonra “Allah’ın Lütfu” geldi.
Ordunun ve devlet bürokrasisinin içinde AKP’nin Türkiye’yi Ortadoğu’da daha büyük ve kanlı maceralara atmasını engelleyebilecek hiçbir güç kalmadı.
Musul ve Irak konusuna geçmeden Suriye harekatına bakmak lazım.
Işid’in G.Antep’te bir düğünü hedef alan hain saldırısı gerekçe gösterilerek Türk Ordusu Suriye’ye girdi.
“Bazı Ulusalcı” çevreler tarafından “FETÖ’cüler tarafından geciktirilmiş Kürt koridorunu engelleme için zaruri harekat” gerekçesinin doğruluğunu hiç kimse tartışmıyor.
Tam 29 ekim gününe denk getirerek Barzani Silahlı Kuvvetleri’ni Türk toprakları üzerinden Ayn el-Arap’ta (Kobane) PKK’ya yardım etsinler diye geçiren AKP, Suriye ve Irak toprakları üzerinde bir Kürt Devleti oluşumuna gerçekten karşı olabilir mi?
“Fırat’ın batısına geçmeyin” ifadesi “Fırat’ın doğusunu alın” anlamına gelmiyor mu?
Suriye’de A.B.D. gücü Rusya ile nispeten dengelenmiş ve rejim güç kazanmaya başlamışken ve hatta PYD ile çatışmaya başlamışken, PYD’nin demografik yapıyla uyuşmayan toprak hakimiyeti Araplar ve Dünya’da sorgulanmaya başlamışken zamanlama doğru mudur?
7 Şubat MİT krizi sonrası F.Gülen sözcüsü Cemal Uşak, “Türkiye’nin Suriye’de bir rolü var, o rolü yerine getirmiyor” diyerek Mit hamlesinin gerekçesini açıkladı. ABD defalarda kara gücü siz olmazsanız PKK-PYD’yi kullanırız dedi. Tayyip Erdoğan TBMM açış konuşmasında “DAEŞ’in karşısına PKK/YPG’yi çıkarmaya çalışanları tezleri Fırat Kalkanı ile geçerliliğini yitirmiştir.” derken aslında ABD’nin Türkiye’den istediğini yerine getirdiğini itiraf etmiyor mu?
Türkiye’nin bütün çıkarları Suriye, Irak, İran gibi bölge devletlerinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygılı, işbirliği içinde bir dış politika gerektiğini haykırmakta.
Türkiye Cumhuriyeti bölge devletleriyle tam işbirliğine girdiği anda bölgede emperyal politikaların da sonu gelir, IŞİD ve PKK gibi örgütlerin de sonu gelir. Hem bölgeye hem de ülkemize barış ve huzur gelir.
Darbeci güçlerin kirletmeye çalıştığı “Yurtta sulh cihanda sulh “ ilkesi tam da budur.
AKP ne yapıyor?
Suriye yönetimi ile çatışmaya devam ederken Suriye topraklarına Mehmetçiği sürüyor.
Yetmiyor. Lozan tartışması üzerinden Irak sınırını da tartışmaya açıyor. Musul’a yönelik ABD-Kürt operasyonunun asli kara gücü olarak Mehmetçiği kullanmaya niyetleniyor.
Ne uğruna?
Suriye ve Irak’ın parçalanması , toprak ve kaynaklarının paylaşım masasında yer almak için.
Acemi emperyalist masada yer kapmaya çalışırken, sildiği sınırlarla kendi topraklarını masaya yatırır.
Lozan’ı savunmayan kendini Sevr’de bulur.
Not: Dün (4.10.2016) Irak Meclisi Başika’daki Türk askerlerini işgalci güç olarak tanımladı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder